Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Çok Bulutlu
15°C
Bursa
15°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
16°C
Perşembe Yağmurlu
15°C
Cuma Hafif Yağmurlu
12°C
Cumartesi Az Bulutlu
14°C
DOLAR
18,6370
EURO
19,2669
ALTIN
1.049,02
BIST
4.983,84
Yeşil BursaBursa HaberBursa GündemBursa MagazinBursa Nöbetçi EczanelerBursa Yaşam, Bursa Hava DurumuBursa Namaz VakitleriBursa RehberiBursa Mekanlar

Bizi Takip Edin




Giydiklerimiz, psikolojimizi ve insanların hakkımızda düşündüklerini nasıl etkiliyor?

Giydiklerimiz, psikolojimizi ve insanların hakkımızda düşündüklerini nasıl etkiliyor?
20 Ekim 2021 21:20
0
A+
A-

Giydiklerimiz hem renk hem stil olarak ruh halimizi ve günümüzü nasıl etkiliyor?

Giysilerimizin hem kendi duygu durumumuz hem de başkalarının bizi nasıl algıladıkları üzerinde etkileri vardır. Giysilerimiz bize kendimizi güçlü hissettirebilir, özgüven seviyemizi artırabilir. Örneğin bir iş görüşmesine gittiğinizde giydiğiniz kıyafetler sayesinde kendinizi iyi hissediyor oluşunuz, iş görüşmesinin de iyi geçmesine yardımcı olabilir. Amerika’da kadınlar için olan cam tavanların yavaş yavaş kırılmaya başladığı 1980’li yılların sonunda Donna Karan gibi moda devleri tarafından tasarlanan “power suit” (güç takım elbisesi) gibi kıyafetlerin vaat ettiği tam da budur. Karan’ın o yıllardaki reklamlarında, Karan tarafından tasarlanmış takım elbiselerini giyen iş kadınları kıyafetlerinin etkisiyle kendine güvenen tavırlar sergilerler.

Neyse ki giysilerin özgüvenimiz üzerindeki pozitif etkileri reklamcıların hayallerinde var olan bir durum değil gerçektir. Araştırmalar giysilerimizin duygu durumumuz ve özgüvenimiz üzerindeki etkilerini gözler önüne sermektedir. Örneğin Northwestern Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma giydiklerimizin düşüncelerimizi ve davranışlarımızı etkilediğini ortaya çıkarmıştır. “Laboratuvar Önlüğü Araştırması” olarak bilinen araştırmada iki farklı denek grubuna laboratuvar önlüğü giydirilerek bazı görevler yapmaları istenmiştir. Gruplardan birine giydikleri önlüğün doktor önlüğü olduğu söylenirken diğer gruba giydikleri önlüğün bir ressam önlüğü olduğu söylenmiştir. Doktor önlüğü giydiklerini düşünen denekler kendilerine verilen göreve bir doktor ciddiyetiyle yaklaşıp diğer gruba oranla daha iyi bir performans sergilemişlerdir. Giysilerin düşüncelerimiz ve davranışlarımız üzerindeki bu psikolojik etkisine örtülü biliş diyoruz. Kıyafetlerimiz bizi aşağı çekebilir ya da yukarı çıkartabilir. Coco Chanel’in de dediği gibi her güne kaderle randevumuz varmışçasına hazırlanıp kıyafetlerimizin bizi dış dünyaya olumlu bir şekilde yansıtıyor olmasına özen göstermeliyiz.

Bazı kişilerin gardıropları tek tiptir. Bazılarının bütün gardıropları siyahtır veya oldukça çeşitli bir renk paleti tercih ederler, pastel tonlarla iyi huzurlu hissederler vs. Seçtikleri renk paletinin psikolojiyle ilgisi var mı?

Renklerin psikolojimiz üzerinde muazzam bir etkisi vardır. Giysilerimizde kullandığımız renkler aracılığıyla dış dünyaya mesajlar veririz. Yine de renk psikolojisinin oldukça tartışmalı bir konu olduğunu unutmamak lazım. Bir insanı sırf giydiği renkler üzerinden analiz etmek, giydiği renklerden yola çıkarak iç dünyası hakkında tahminlerde bulunmaya çalışmak yanıltıcı olabilir. Renkler ve psikoloji arasındaki ilişkiyi iyi bilen bir insan, giysilerindeki renk seçimini vermek istediği imaja uygun bir şekilde yapabilir.

“Kişi kendi özüne uygun bir şekilde giyiniyorsa, seçtiği renkler de iç dünyasını yansıtan renkler olacaktır.”

Örneğin aslında pastel renklerden hoşlanan ve romantik bir dünya görüşüne sahip bir kişi, girdiği ortamlarda daha ciddi bir imaj çizmek için siyah giyebilir. Renkler aracılığıyla insanların bizi nasıl algıladıklarını kolaylıkla manipüle edebiliriz. Burada devreye otantiklik kavramı giriyor. Eğer kişi kendi özüne uygun bir şekilde giyiniyorsa, seçtiği renkler de iç dünyasını yansıtan renkler olacaktır. Zaten stil sahibi olmak dediğimiz olay da kişinin kendi özüne uygun giyinmesinden başka bir şey değildir.

Ünlü isimlerin veya politik figürlerin giydikleri renklerin psikolojik olarak bizdeki yansıması nasıl oluyor?

Bu soruyu Steve Jobs üzerinden ele alalım. Kariyeri boyunca karşımıza adeta artık üniforması haline gelmiş siyah boğazlı kazağı ile çıkan Jobs bu kıyafet ve renk seçimiyle gizemli mucit izlenimi uyandırıyordu. Jobs siyah boğazlı kazak giymeye 1980 yılında Japonya’ya yaptığı bir ziyaret sırasında karar vermiş. O dönemdeki boğazlı kazakları ünlü Japon modacı Issey Miyake tarafından tasarlanan Jobs, siyah renk seçimiyle temsil ettiği markanın karizmatik lideri oluşunun altını çiziyordu. Renklerin psikolojimiz üzerindeki etkisini anlamak için kendimize şu soruyu sormamız yeterli. Jobs giysilerinde siyah yerine başka bir renk, örneğin pastel tonlarında bir renk kullansaydı çizdiği imaj ve üzerimizde bıraktığı etki nasıl olurdu? Jobs örneğinin de bize gösterdiği gibi giysilerimiz için seçtiğimiz renkler aracılığıyla insanların bizi algılayış şekillerine etki ederiz.

Markaların yarattığı koleksiyonlar, mükemmel vücut algısını ve dolayısıyla özgüvenimizi nasıl şekillendiriyor?

Toplumun özellikle kadınlar üzerindeki ideal beden baskısı herkesin farkında olduğu bir durum. Gerek basılı, gerek görsel, gerekse de sosyal medya olsun, tüm medya türleri ve tabii ki moda endüstrisi kadınların üzerindeki bu zayıf olma baskısının daha da artmasına yol açacak şekilde davranıyorlar. Kadınlar gündelik hayatta bedenleriyle ilgili sayısız mesajla karşı karşıya kalmakta. Bu mesajlar dergiler, mağaza vitrinleri ve moda markalarının yarattıkları koleksiyonlar aracılığıyla kadınlara ulaşmakta ve kadınlara zayıf olmaları konusunda baskı yapmaktadır.

Kadınlara verilen mesaj aslında son derece nettir: “Beğenilmek istiyorsan zayıf olmalısın” ve bu mesaj kadınların olumsuz beden imajına sahip olmalarına yol açmaktadır. Beden imajı kavramı, Avustralyalı psikiyatrist Paul Ferdinand Schilder tarafından geliştirilmiştir. Schilder beden imajını, bireyin kendi bedenine karşı oluşan “mental imaj” olarak açıklamaktadır. İdeal beden baskısı kişide beden imajı bozukluklarına yol açabilir. Kişinin sağlıklı ve fit olmak için spor yapmasında, kilosuna dikkat etmesinde tabii ki hiçbir sorun yok. Ama ya kişinin kendini sevmesi zayıf bir bedene sahip olmasına bağlıysa, ya kişi istediği ölçülerde olmadığı için mutsuzsa? İşte burada devreye bedeni beğenme kavramı devreye giriyor. Bedeni beğenme insanın bedeni ile ilgili pozitif fikirlerinin olması, ve bedenini olduğu gibi kabul etmesidir. Kadınlar moda endüstrisinin senelerdir empoze ettiği “ne kadar zayıf o kadar güzel” şeklindeki yanlış dayatmasını kabul etmemeli ve gerektiğinde bedenlerini olduğu gibi kabul etme konusunda gereken psikolojik desteği almaktan çekinmemelidirler.

Tek tip giyinilen kurumlarda, etkinliklerde veya sosyal ortamlarda takım olma bilinci pozitif etki yaratırken kişinin bireyliğini ortaya koyamamasının negatif dönüşleri oluyor mu?

İngiltere’nin önde gelen bir giyim markası tarafından yapılan bir araştırmada araştırmaya katılanların %61’i, daha rahat giyim kurallarına sahip şirketlerde daha çok motive olduklarını belirtmişler. Her ne kadar tek tip giyilen kurumlarda kişinin stilini ön plana çıkarması zor gibi gözükse de, kişi kullanacağı imza aksesuarlarla iş yerinde de tarzını konuşturabilir. Söz konusu kişi kadınsa, ceketinin yakasına iliştirdiği bir broşla, çantasının sapına doladığı bir eşarpla, erkekse stilini yansıtan kravatlarla, ayakkabılarla bireysel tarzına dikkat çekebilir.

Zaman zaman seksi, çocuksu, gizemli, karanlık vs. görünmek istememizin sebebi nedir?

Bu sorunun cevabı Carl Jung’un psikolojiye kazandırdığı arketip kavramında yatıyor olabilir. Jung, Freud’un öne sürdüğü bilinçdışını kabul eder. Ancak Jung bilinçdışını Freud’dan farklı olarak iki kategoride ele alır. Bunlar kişisel bilinçdışı ve kolektif bilinçdışıdır. Jung’un kolektif bilinçdışında “arketip” adını verdiği imge ve düşünceler mevcuttur.

“Gerçek stil sahibi bir insan kişiliğinin tüm yönlerini aynı pota altında eritip özüne uygun giyinen bir insandır.”

Jung’un arketiplerinden olan persona “maske” anlamına gelen Latince bir kelimeden türetilmiştir. Kelimenin aslı antik Yunan tiyatrosunda oyuncuların sahnede kullandıkları maskelere dayanmaktadır. Jung’un kurucusu olduğu analitik psikoloji kuramında ise persona, kendimizi dış dünyaya sunduğumuzda yüzümüze geçirdiğimiz maske ya da maskelerdir. Biz katı giyim kuralları olan bir ofiste persona arketipimize uygun bir şekilde daha ciddi, daha profesyonel giyiniriz. Ancak bizim bir de bastırdığımız bir gölgemiz vardır. Jung’a göre gölge, kişinin kendisinde olmasından hoşlanmadığı, görmek istemediği ve bu yüzden de bastırdığı ‘karanlık’ yönüdür. Ancak gölge illa da karanlık bir yön olmak zorunda değildir. Yine ofis ortamındaki giyim konusuna geri dönecek olursak, bizim gölgemiz iş yerindeki ciddi halimizin aksine daha eğlenceli, daha cazibeli giyinmek isteyen yanımız olabilir.

Jung psikolojisinde bireyleşme nihai hedeftir. Bireyleşme, tüm yönlerimizin farkına varıp onu gölge arketipi de dahil olmak üzere bilinçaltının bastırılmış kısımlarıyla birleştirerek otantik benliğimizi bulmaktır. Bilinçle, bilinçaltını birbirine bağlamaktır. Böylelikle tüm yönleriyle barışık, tam bir insan oluruz. Bireyleşme kişinin olması gereken insan olmasıdır. Tüm bunları giysilerin dünyasına uyarladığımızda, stil sahibi olmanın hepimizin iç dünyasında mevcut olan birbirinden farklı yönleri birleştirmek olduğunu söyleyebiliriz. Yani gerçek stil sahibi bir insan kişiliğinin tüm yönlerini aynı pota altında eritip özüne uygun giyinen bir insandır.

Stilin bazılarımızın istediğimiz algıyı yaratmak için kullandığı bir güç olduğunu söyleyebilir miyiz?

Tabii ki söyleyebiliriz. Stil kullanmasını bilen için muazzam bir güçtür. Mesela Coco Chanel örneğinden yola çıkalım. Bir yetimhanede büyüyen Chanel, hem yetimhanede öğrendiği dikiş teknikleri sayesinde hem de yaşadığı dönem için aykırı sayılabilecek kendine özgü stiliyle, sıfırdan gelmesine rağmen kendinden bir moda devi oluşturmayı başarmıştır. Chanel kendi stilini ortaya koymaktan çekinmeyip, dönemin moda anlayışını yerle bir etmiştir. Chanel’in yaşadığı dönemde yanık tenli olmak daha alt sınıflara özgü bir durumken, Chanel bol bol bronzlaştığı bir seyahat sonrası döndüğü Paris’te yanık tenli olmayı bir trend haline getirmiştir. Yine Chanel’den önce siyah, sadece yas rengi olarak algılanırken Chanel’in Little Black Dress’i (Küçük Siyah Elbise) tasarlamasıyla siyah, moda dünyasının en havalı renklerinden biri haline gelmiştir.

“Stil kullanmasını bilen için muazzam bir güçtür.”

Kısacası Chanel kendi stilini, tarzını insanlara dikte etmiş, yine stili sayesinde hem kendi hayatını, hem de moda dünyasının kurallarını yeni baştan yazmıştır. Bir önceki sorunun cevabında da belirttiğim gibi, stil özümüze uygun bir şekilde giyinmektir. Ve özüne uygun giyinme cesareti, herkesin sahip olduğu bir durum değildir. Ancak bu cesarete sahip olanlar stil sahibi olmanın büyüleyici gücünden yararlanabilirler.

Psikolog ve Stil Danışmanı Rana Kutvan

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.